İlk yazımı yakın zamanda yaşamış olduğumuz hain darbe girişimine atfen yazıyorum. Hepimizi derinden sarsan ve üzen bu hain girişim birçok şehit ve yaralı vermemize neden oldu. Ancak bizden almak istediklerini onlara vermedik. Aksine birlik olduk, beraber olduk.

Peki bu durumun temelinde ne yatıyor? Siyaset kurumu mu, askeri anlayışın ve eğitimin konumu mu? Bürokratik yetersizlik veya istihbarat sorunları mı? Belki hepsi, belki de hiçbiri. Ancak sorunu yaratan ne olursa olsun günümüzde bilgi paylaşımı, propaganda, istihbarat ve daha bir çok alandaki konuların tamamı gelip günümüz teknolojisiyle ilişkileniyor. E-postalar, Tweetler, WhatsApp mesajları, istihbari bilgiler, siyasi propagandalar hep bilgisayarda hazırlanıyor, paylaşılıyor, değiştiriliyor veya arşivleniyor.

Bütün bu bilgiyi yönetirken bugün kullandığımız en önemli şey ne peki? Bilgisayarlar, akıllı telefonlarımız, tabletlerimiz ve hatta akıllı televizyonlarımız. Ama bakıyoruz hepsinin işletim sistemleri, hayati veya popüler yazılımları hep yabancı şirketler ve insanlar tarafından geliştirilmiş ve onların yönetiminde. Peki bu halde veriyi yönetmek ve analiz etmek bu kadar önemli iken, kullandığımız kaynaklar başkalarına ait ise her zaman bir tehlike yok mu?

 

İlk adım “Milli İşletim Sistemi”

Bilgisayarlar, telefonlar, tabletler ve daha bir çok “akıllı” cihaz temelinde bir işletim sistemi ile çalışmaktadır. Bugün Microsoft Windows veya Apple Mac OS kullanıyorsak bunların hem çekirdekleri hem de tüm alt yapısı batı menşeili işletim sistemleri. Açık kaynak kodlu olmasıyla övünülen Linux türevi işletim sistemleri bile Microsoft ve Apple’ın etkisi altında kalmaktan kurtulamaz zamanı geldiğinde.

Peki sadece bunları kullanmaya mahkum muyuz? Şimdilik öyle gibi duruyor ama aslında değil. Bakın Rusya’da geliştirilen Phantom OS isimli işletim sistemi çok daha farklı teknik yaklaşımlar sunan bir deneyim sunuyor. Ama Rusya bunu geliştiriyor sonuçta. Yeri geldiğinde dışarıdan ithal ettiği sistemlere ve yazılımlara ihtiyaç duymayacaktır. Televizyon yayınlarından, devlet dairlerindeki işlemlere, uydu ve mekiklerin yönetiminden, cep telefonlarına kadar her alanda kendi yoluna devam edebilir diyebiliriz.

İşte buradan yola çıkarak ortaya atılan ama dağılan bir milli projemiz var aslında. “Pardus Linux” projesi yerli ve milli bir GNU/Linux dağıtımı ile işletim sisteminde yerlilik ihtiyacını karşılamak için güzel yürüyen ve özgün bir projeydi. Ancak sonradan destek geri çekildi, özgünlük kayboldu Debian Linux tabanına geçildi ve bence etkinliği yok oldu.

Pardus veya benzeri bir proje tekrar her yönüyle ele alınsa ancak bir 10 sene sonra belki meyvelerini toplarız. Tehlikeyi aşmak için biran önce devletimiz bu çalışmalara hız vermek ve üstüne düşmek zorundadır. Eminim bu projelerde çalışacak zeki, eğitimli ve yeterli çok büyük genç nüfusumuz var.

Tekrar casusluklar, bilgi sızdırmalar ve milli her olgumuz tehtid edilmeye kalkmadan atağa kalkmalıyız. Batının bize sunduklarına zorunda kalmak yerine, kendi ihtiyaçlarımızı kendimiz karşılayabilmeliyiz.

Gerçek milli işletim sisteminden yazmak dileğiyle…

 

Reklamlar